Thursday, 30 April 2009

Yeniden Merhaba

Bu sayımızda neler mi var?

Onur San'ın "Motorsiklet Fenni Muayenesi" başlıklı yazısı ile başlıyoruz.

Ediz Aksoy bizi 2006 yılında EMOK Kırka festivaline gidişte edindiği tecrübeleri aktaracak.

Ben bu sayıda coşup 3 yazı ile karşınızda olacağım. Scrambler projemin devamı, motosiklet yıkamacası tecrübesi ve okuduğunuzda size 20 Euro kazandırabilecek bir yazı...

Kronik gezginimiz İlgen Ertur ise gidonunu İznik Çamoluk Köyüne çeviriyor...

Bir diğer haberimiz ise, bu sayımızdan itibaren İlgen Ertur'un "dergiciğimizin" redaktörlüğünü de üstlenmiş olması.

Sizler de, yazabilirsiniz. Lütfen her türlü yazı, görüş, öneri ve eleştirilerinizi;

ironwheelsmagazine@googlemail.com adresine gönderiniz.

Umarız bu sayımızı da beğenirsiniz...

Kazasız ve keyifli sürüşler dileriz

Mehmet Sevig

Motosiklet Fenni Muayanesi

Geçtiğimiz hafta içinde 2 farklı motosikleti (Aprilia Pegaso 650, Honda CBF600) TÜVTÜRK’e götürerek muayenelerini yaptırdım.

Bu muayene ile ilgili bilgisi olmayanlar için kısaca anlatayım. Eskiden olduğu gibi “parayı öde – muayeneden geç” sistemi kalkmış durumda. Her aracın donanımı iyice kontrol ediliyor. Hiçbir surette ruhsat arasına eklenen farklı yöntemlerle muayeneden geçemiyorsunuz, deneyerek zaman kaybetmeyin, sinirlerinizi yıpratmayın.

Diğer yandan fısıltı gazetesinden öğrendiğimiz birçok şeyin doğru olmadığını da görüyoruz. Motor yağını en son ne zaman değiştirdiğiniz ya da hava filtresinin kirli olması sizi muayeneden bırakmaz. Muayene istasyonları bakım yerleri değildir. Muayeneyi yapan “uzman” denilen çalışanların hiçbir şey söküp takmaya yetkileri olmadığı gibi, kontrollerini yaptıkları donanım da kullanıcının ve 3. şahısların güvenliğine yöneliktir. Önemli olan sizin sinyalleriniz, frenleriniz vb.dir. Bu konu ile ilgili detaylı bilgiyi http://www.tuvturk.com.tr/ adresinden öğrenebilirsiniz.

TÜVTÜRK çalışma saatleri hafta içi sabah 7:00’den akşam 22:00’ye, Cumartesi sabah 8:00’den öğleden sonra 16:00’ya kadardır. TÜVTÜRK özel bir kuruluş olduğu için çalışma saatleri daha geniş. Ben 2 motoru da hafta içi saat 21:00’den sonra götürdüm. Fazla sıra beklemedim.

Sonuç kriterleri:
- Kusursuz (ne anlıyorsanız o, muayeneden geçmiştir)
- Hafif kusurlu: Zincir gevşek, sinyal muhafazası çatlak gibi ufak tefek aksaklıklar (muayeneden geçmiştir)
- Ağır kusurlu: Far ayarları fazla bozuk, motor – şasi numarası okunamıyorsa gibi (muayene tekrarı gerekir)
- Emniyetsiz (ne anlıyorsanız o, muayene tekrarı gerekir)

Muayene tekrarı: Aracınız muayeneden kalırsa, eksiklikleri giderip 1 ay içinde geldiğinizde tekrar muayene ücreti alınmaz. 2. kere de muayeneden kalırsanız paranız yanar.

Motosiklet muayene ücreti 67,00 TL’dir. Geciken muayenelerde her ay için %5 fark alınmaktadır. Muayenenizi geciktirmeyin.

Muayene öncesi:
- Muayene işlemine başlayabilmek için motosikletinizle ilgili devlete bir borcunuzun bulunmaması gerekiyor. Bunu internetten https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/index.jsp adresinden “motorlu taşıt sorgulaması ve kredi kartı ile ödeme” kısmından kontrol edebilir, varsa borcunuzu ödeyebilirsiniz.
- Yine muayeneye başlayabilmek için zorunlu trafik sigortanızın bulunması gerekiyor.
- Muayeneye gitmeden önce motorun ışıklandırmasının çalışıp çalışmadığını mutlaka kontrol edin, eksiklerinizi tamamlayın.
- En önemli maddelerden biri, motor ve şasi numaralarıdır. Her motorda bu plakalar ve/veya kabartma rakamlar aynı noktalarda bulunmamakta. Bunun için muayeneye gitmeden önce plakaların yerlerini bulun, istasyonda zaman kaybı yaşamayın. Muayene uzmanları bu plakaları aramaya pek hevesli değiller. “Motor numarası okunamamıştır” gibi bir ifade ile kusur yazmalarına fırsat bırakmayın. Varsa motosikletin kılavuzundan, yoksa internetten motor ve şasi numaralarının yazılı olduğu plakaların yerlerini bulabilirsiniz.
- Yanınıza mutlaka kaskınızı ve motosiklet kullanımı için imal edilmiş eldiveninizi alın.

Muayene:
- Zincirin gevşekliği uzman tarafından elle - gözle kontrol ediliyor. Zincir gevşek olduğu takdirde hafif kusur alabilirsiniz.
- Fren testi için 4+ tekerlekli vasıtalarda olduğu gibi özel bir test cihazı bulunmamakta. Muayeneyi yapan uzman ya da onun talimatı ile siz motora binip, biraz ilerleyip fren yapıyorsunuz. Sırayla sadece ön ve sadece arka fren ile motoru durduruyorsunuz. Eğer motor adam gibi duruyorsa sorun yok; durmuyorsa zaten daha en başından motora binmemeniz gerekiyor.
- Far ayarları bu iş için üretilmiş bir cihaz ile test ediliyor. Motora binip mümkün olduğu kadar dik tutuyorsunuz. Cihaz motorun önüne çekilip kısa ve uzun hüzmeli farların aydınlatma ve aydınlatma açılarına bakılıyor. Bazı motosikletlerde rölanti devrinde far lambaları sönük yanabilmekte. Bu yüzden far testinde motoru çalıştırıp biraz gaz vermekte fayda var. 4+ tekerlekli araçlarda olduğu gibi motosikletlerde de sağ – sol ve yukarı – aşağı far ayarsızlığı olabiliyor. Bu ayarlardan şüpheniz varsa muayeneden önce farlarınızı ayarlattırabilirsiniz.
- Sinyallerin ve fren lambalarının kontrolü yapılıyor.
- Değişen parçalar: Tüm vasıtalarda, orijinalden farklı aksesuarlar takılı ise, bunların belgelerini isteyebileceklerini öğrendim (götürdüğüm motorlarda değişiklik yoktu, ancak ses egzozu takılmış motosikletler için meraktan sordum). Olayın detaylarından tam emin değilim. Bu tip değişiklikler – modifikasyonlar varsa istasyona gitmeden önce sormakta fayda var diye düşünüyorum.
- Tüm bunlar dışında ön ve arka tekerleklerin yerlerindeki sıkılıkları, muhtelif donanımın sağlamlığı, göz önünde bulunan çeşitli vidaların sıkılıkları elle ve gözle muayene ediliyor.
- Benim şansıma mıdır nedir bilemem, lastiklerin diş derinliklerine bakılmadı. Muhtemelen gözle kontrol etmiş, ölçmeye gerek görmemişlerdir.

Götürdüğüm 2 motorun muayenelerini yapan uzmanlar farklı idi ve fren testinde nispeten farklı uygulamalarda bulundular. Aprilia’nın testinde frenlere bakmadılar bile. Honda’da ise ben binip biraz gazlayıp frenledim. Ayrıca daha önce TÜVTÜRK’ün amirine sorduğumda fren testinde uzmanın motora bindiğini ve frenleri kontrol ettiğini öğrenmiştim. Fren ile ilgili bu tip farklı uygulamalar var ise diğer donanımla ilgili de olabilir diye düşünüyorum. Diğer yandan da, gecenin kör saatinde gün boyu perişan olmuş uzmanların birkaç şey bilinçli ya da bilinçsiz olarak atlamalarını da hoş karşılamak gerek kanımca.

Konu ile ilgili genel kanım, eğer çok büyük bir kusur yok ise motosikletlerin muayeneden –arabalara göre daha kolay– geçeceği yönündedir. İstasyon amiri bile motosikletleri ince eleyip sık dokumadıklarını ima etti. Ayrıca TÜVTÜRK özel bir şirket olduğu için motosiklet adamlara kârsız geliyor da olabilir; onun için fazla zaman harcamak istemiyor olabilirler.

Sevgiler.
Onur SAN

Honda CBF 600

Scrambler Projesi - 2

Ediz’in Yamaha DT 125’i beni etkilemişti. Uzunca sayılabilecek boyum (1,86) ile üzerinde tesbih böceği gibi kıvrılmama gerek kalmadan oturabildiğim bir motor olması ve trafikten uzak orman yolunda kullanmak gerçekten hoşuma gitmişti.

Ancak DT, iki zamanlı olması yüksek devirlerde çıkardığı tiz ses ve egzozundan çıkardığı mavimsi duman sebebi ile pek şehir içine yatkın olmadığını söylüyordu.

Bir DT 125’i kesip biçip bir scrambler haline sokmak ise gerçekten çok zordu.

Bir diğer deyişle karar vermek zamanıydı.

Scrambler olabilecek bir motoru alıp kesip biçmek veya gerçek bir cross motor alıp onu cross motor gibi kullanmak...

Scrambler projemde kullanabileceğim motor seçeneklerine bir tane daha eklemem ile tekrar scrambler projesine bağlı kalmaya karar verdim.

Projemde kullanabileceğim bir diğer motor adayı Hyosung RT 125 Karion’du.



Tombik arka tekeri, 125cc motoru, scrambler gidonu, retro görünümlü yuvarlak ön farı ile tipik bir scrambler adayı idi.

Yapmayı düşündüğüm değişiklikler ve Karion’u tam bir scrambler yapmakta izleyeceğim yol ise kısaca şöyleydi;

- Karion’un alamet-i farikası, tombiş arka tekerleri değiştirmek: bunun için arka lastiklerin 14 inch’lik jantlarını 18 veya 19 inch’lik jantlarla değişmek lazım. Jant ölçüsü büyürken lastik yanak kalınlığı düşürülecek ve lastiğin yuvarlanma dairesi ve toplam çapı, ya hiç, ya da çok az değişmiş olacak.
Bunun için değiştireceğiniz lastik ebadının uygun olup olmadığını bilmeniz gerekir. Sağ olsun internet böyle de bir imkân sunmuş. Takmayı tasarladığınız yeni lastik ölçülerinin ve yuvarlanma dairesinin nasıl olacağını öğrenmek için aşağıdaki link’i kullanabilirsiniz;

http://www.discounttire.com/dtcs/infoTireMath.dos

Bu link sizi aşağıdaki gibi bir sayfaya yönlendirecek ve dilediğiniz lastiğin yanak yüksekliği, yuvarlanma ölçüsüne, hız göstergesi hatasına kadar ulaşmış olacaksınız.








Lastik ebadınızı seçtikten sonra gönlünüze göre bir arka lastik ve jant alıyorsunuz.
Ardından “jant akordu” yapan bir usta buluyorsunuz. Bunu için benim bulduğum usta Ali Usta. Kadıköy Salı Pazarı arkasında. Pazar günleri de açık. Telefonları 0537 274 52 67 ve 0216 418 93 27.
Jant akordu yapan ustadan, orijinal arka lastiğin göbeğinin, yeni janta entegre edilmesini istediğinizi söylüyorsunuz (tabi aynen bu kelimelerle anlatmaya kalkmayın sakın!!). Sonuçta usta sizin eski jantı
parça pinçik dağıtıp, yeni jantın içine bir şekilde oturtuyor.

Kısa bir süre Sahibinden.com’da araştırma yaptıktan sonra, sarı renkli ve projeme oldukça uygun bir Karion buldum. Motoru test ettiğimde çok ciddi bir rölanti problemi olduğunu keşfettim. Motor ısındıktan sonra dahi, gazı sabit tutuğunuzda kendi kendine rölantisi yükselip alçalmaktaydı.

Ardından kırmızı ve henüz 5.000km’de bir Karion test ettim. Aynı sorunun onda da olduğunu, jiklenin sürekli olarak hafif çekili pozisyonda kullanılması durumunda sorunun azaldığını ancak kalıcı bir rölanti probleminin olduğunu gördüm.

Ayrıca kabul etmem gereken bir gerçek de, Karion’un benden daha kısa boylu kullanıcılar için uygun olacağıydı.

Bu rölanti probleminin ortak ve kronik bir sorun olup olmadığını anlamak için Hyosung Fun Club’a üye oldum. Ancak geyik sohbetler ve kısıtlı bilginin ötesinde yardım alınamayacağını da anladım.

Karşılaştığım bu olumsuzluklar beni Karion’dan uzaklaştırdı. Ancak hala aklımda bir Karion ile yapılabilecekler kaldı;










Haftaya, Scrambler projemin karar aşaması tamam mı? Devam mı?

Mehmet Sevig

BMW 1200 GS



Öğrenmenin yaşı yoktur - EMOK Kırka Festivali





Emok’un düzenlediği motosiklet festivallerinin beşincisi 2006 yılında Eskişehir-Kırka bölgesinde yapılıyordu. Emok’un festivaller hakkında her zaman üzerine basarak dile getirdiği özellikler Kırka festivali için de geçerliydi: “Şehir merkezlerinden uzak, az gidilen ve ulaşımı kolay”. Aslında bu festivale katılmamızı sağlayan itici güç 3-5 motor beraber yol yapma fırsatının dışında bu üç anahtar kelime olmuştu: “uzak, az ve kolay”!

Gurupça aldığımız Cuma akşamı yola çıkma planına uygun olarak Perşembe akşamından çantamı, çadırımı ve Carrefour’dan son anda alelacele aldığım uyku tulumumu hazırlarken üzerimdeki t-shirt’ün terden sırılsıklam olduğunu hatırlıyorum. Çok sıcak bir Haziran akşamıydı ve ben az bagaj taşımak amacıyla uyku tulumunu almamayı planlıyor, “gece çadırda üzerime bir pike alıp yatarım” diye düşünüyordum. Motorda boş yer kalınca son anda tedbir olarak uyku tulumunu da koydum.

Ertesi gün mesai sonrası saat 18:00’de üç motor – Yamaha FZ6 Fazer, Honda XL650 Transalp, Sym GTS 250 – yola çıktık. Rotamız Yalova üzerinden Bilecik, Eskişehir ve Kırka şeklinde olacaktı. Yalova’ya feribot ile geçtik ve oradan çok güzel bir havada rotamız boyunca ilerlemeye başladık. Tabi o zamanlar hepimiz biraz acemi olduğumuzdan hiçbirimizde telsiz, bluetooth vs. yoktu, el-kol hareketleri ile anlaşmaya çalışıyorduk, birisi durmak istediğinde hızlanıp gurubun en önüne geçiyor diğerlerini durdurmaya çalışıyordu.

Güneş batıp hava serinleyene kadar her şey olağan seyrinde devam etti. Fakat güneş battıktan sonra yolculuk bir anda keyif verici olmaktan çıkıp eziyete dönüşmeye başladı. Dediğim gibi acemiydik ve Haziran sıcağına aldanıp çok ince giyinmiştik. Benim montumun içinde uzun kollu bir t-shirt vardı o kadar, altımda da kot pantolon. Bilecik dağlarına tırmanırken önümüzdeki muhteşem dolunay manzarasına rağmen soğuktan donarak yola devam ediyorduk. Hatta kamyonları sollarken çıkan egzost gazlarının sıcaklığı ile bir süre ısınıp ondan sonra sollamaya devam ettiğimi hatırlıyorum.

Eskişehir’e kadar olan yolu “bu bana iyi bir ders oldu” düşüncesi ile bitirirken hemen ardından ders alınacak bir konu daha önümüze seriliverdi: “Gideceğin rotayı iyi ve ne zaman varacağını yola çıkmadan ve doğru belirle”. Yola çıkmadan sadece İstanbul-Eskişehir arası rotamızı planlamış ve yaklaşık 4-5 saate Eskişehir’e varırız diye düşünmüştük. Molalar ile birlikte Eskişehir’e vardığımızda yola çıkalı 6 saat olmuştu ve saatler 12:00’yi gösteriyordu. Bizim ise gidecek daha 150 km yolumuz vardı !

Yorulmuş ve üşümüş bir şekilde Eskişehir’den Kırka’ya doğru yola çıktık. Soğuktan korunmak ve motorun sıcaklığından maksimum seviyede yararlanmak amacıyla neredeyse motora sarılmış bir vaziyette Kırka’ya yaklaşırken yolculuktaki son darbeyi de bize Devlet Karayolları vurdu. Yeni yapılan ve üzerine sadece mıcır dökülmüş bir yola girdik. Fazer’in asfalt için üretilmiş lastikleri üzerinde dans ederek son 30-40 km’yi saatte max 50 km/h hızla bitirdik. Yolun sonlarına doğru üşümekten ve yorgunluktan öyle bir vaziyetteydim ki bir sağ virajı almak için motoru yatıracak gücüm bile kalmamıştı, virajı sola doğru çok geniş aldım. Nasıl olduysa karşıdan gelen otobüs ile kucaklaşmaktan kıl payı kurtularak ve yorgun motor kullanmak ile ilgili okuduğum tüm kuralları ihlal ettiğimi düşünerek moral bozukluğu ile yoluma devam ettim. Bu konuda acı bir ders almaktan son anda kurtulmuştum.

Son birkaç kilometrede sağolsun Jandarma devriyesi arkadaşlar bize yol gösterdiler ve motor park alanına sağ salim kapağı attık. Kamp yerine vardığımıza saat sabahın üçü olmuştu. Motorları güvenle park edip kilitledikten sonra hepimiz çadırlarımızı kurmaya giriştik. Amacımız bir an önce uyumak ve ertesi güne iyi başlamak için uykumuzu almaya çalışmaktı. Bu arada Kırka, rakımı ve hava durumu ile bize küçük bir ders daha verdi : “Gideceğin yerin rakımını ve dolayısıyla hava durumunu mutlaka önceden kontrol et”. Haziran sonu Temmuz başı olmasına rağmen yüksek rakım nedeniyle bölgedeki sıcaklık yaklaşık 3-4 dereceydi. Ben bir yandan çadırımı kurmaya çalışırken bir yandan da “iyi ki uyku tulumunu getirmişim” diye düşünüyordum.

Saat 03:30 – 04:00 gibiydi tam hatırlamıyorum ama Kırka yolculuğunun bana verdiği son dersi çok iyi hatırlıyorum: Çadırımı kurup kendimi içeri atmıştım. Üzerimdekileri çıkarıp bir an önce ısınmak için uyku tulumuna daldım ve acı gerçek ile karşılaştım: Bir gün önce alelacele Carrefour’dan aldığım uyku tulumu çocuk boy idi ve benim ancak göğsüme geliyordu ! Yapacak birşey yoktu, tekrar giyinebildiğim kadar kalın giyindim ve uyku tulumunu battaniye gibi kullanarak sabaha kadar 1-2 saat kestirebildim...

Ertesi gün festival alanının güzelliği, aktiviteler, yakın çevredeki peri bacaları ve İznik Gölü üzerinden yaptığımız dönüş yolculuğu bize bir gece önceki yolcuğun kötü anılarını unutturdu ama öğrenilen dersler sanıyorum hiçbirimizin aklından kolay kolay çıkmayacak.
Ediz Aksoy
BMW 1200GS
Yamaha DT 125R

Bu yazı size 20 Euro kazandırabilir...

Evet, tipik bir pazarlama yazısı gibi kokuyor… Ama değil… Neden mi? Hadi okumaya devam edin…
Bir kaç hafta önce İlgen ve Ediz’le saat 09.15’te IKEA’da buluşmak üzere sözleştik. Her ikisi de randevularına son derece sadıktır. Ancak Ediz’i 15 dakika kadar bekledik ve hafiften merak etmeye de başladık. Neyse sonunda Ediz 15 dakikalık bir gecikme ile geldi. Gelir gelmez de sorunundan bahsetti.
Ediz’in 1200 GS’inin 2 adet orijinal yan çantası vardı. Bu çantalar, fotografta görünen vidalara sabitleniyordu.

Ediz yola çıkmak üzere akşamdan hazırladığı çantalarını yüklenip, evlerinin kapalı otoparkına indirmiş. Yarı aydınlık bir ortamda biraz da el yordamıyla çantaları monte etmeye çalışırken bir taraftaki çantanın bir türlü yerine oturmadığını keşfetmiş.






Ortamın yeterince aydınlık olmamasından dolayı da tam olarak sebebini anlamamış. Sağ taraftaki yan çantayı yarım yamalak taktıktan sonra yola çıkmış. Yol boyu takırtılar ve ha şimdi düştü düşecek korkusu ile yanımıza kadar ulaşmış.

Ediz ile aynı motoru kullandığımız ve benim yan çantalarım olmadığı için benim “vidalardan” bir tanesini söküp hemen Ediz’in motoruna taktık ve çanta olması gerektiği gibi sabitlendi.

Bu olaydan çıkardığımız sonuçlar şunlardı;

1- Bir grupta aynı motorların kullanılması, parça ve bilgi paylaşımını kolaylaştırmakta









2- Bu vidalara “vida” demeye de gönlüm razı olmuyor zira tanesi 20 Euro. Zamanla vibrasyondan veya kötü niyetli kişiler tarafından kolaylıkla elinizden yitirebileceğiniz parçalar... Kullanmadığınız zaman, bu parçaları yerinden çıkartarak evde güvenli bir yerde saklamanızı öneririz.

Fotografta bu değerli vidanın bulunduğu yer ve kolayca çıkartılabildiğini göreceksiniz.
















Orijinal yedeği de bu paket ile geliyor.


İşte eğer bir 1200 GS sahibiyseniz muhtemel bir 20 Euro kayıp yaşamadan yapılması gerekenleri okudunuz.

Mehmet Sevig
BMW 1200 GS

Motosiklet "Yıkamacı" tecrübesi...















28 Mart 2009’da Ağva gezisi dönüşü, Ataşehir Botanik Çarşı’nın içerisindeki “yıkamacı”ya gittik. Bu yeri daha önce bir arkadaşımız tavsiye etmişti. Orada bir kez motosiklet yıkatmıştık ve hiç sorun ile karşılaşmamıştık.

Bu sefer de gittik motorları bıraktık. Motorlar soğusun diye beklemelerini, 1 saat sonra döneceğimizi söyledik.

Tam bir saat sonra döndük. Motorlar soğumuştu, ancak bir saat daha sıranın bize gelmesini bekledik.

Bir saat da motorların yıkanması sürdü. Sonuçta 3 saat geçti.
Bu arada iki motoru tek kişi yıkıyor. Motorlardan birisi (basınçlı) su ile ıslatıldı. Ardından köpüklendi. Sonra diğer motor doğrudan köpüklendi(!!!). O anda müdahale ettim. Ne de olsa hafif sıcak bir motora doğrudan köpük sıkmak akıl kârı değildi.

Ediz ise, suyun basıncından şikâyetçiydi. Motorların bir daha çalışacağını pek sanmıyordu... Yeniden çalışırsa üstün Alman teknolojisini tebrik edeceğini söylüyordu. Ediz’i daha önce Mete’nin motorunun da böyle yıkandığını ve sonra çalıştığını söyleyerek sakinleştirmeye çalıştım...

Bu arada Ediz, yıkama istasyonunun duvarında yazan motosiklet yıkama bilgilerini okuyup, tüm bu yazanların aksini uyguluyorlar dedi. Basınçlı su kullanmayın yazılı, kullanıyorlar, gösterge paneline direkt su tutmayın yazıyor, su tutuyorlar...

Bu arada yıkama istasyonunun işleten kişi geldi. İki sene önce çok aceleci bir müşterinin ısrarlarına dayanamayıp bir Drug Star’ın motorunu nasıl çatlattıklarını anlattığında içimiz cız etmedi değil…

Sonuçta, çok ama gerçekten çok vaktiniz varsa, çelik gibi sinirleriniz varsa Botanik Çarşı altındaki yıkamacıyı deneyebilirsiniz. Ama tavsiyemiz, uygun bir bakım ürünü ile ve bahçe hortumu ile yıkamayı kendi imkânlarınız ile yapmanız.

Yıkamanın teknik riskine değinmek gerekirse; Ediz’in ve Benim motorlarımız 1200 GS. Bu motorların suya en hassas olan yerleri, sol yan grenajın altında bulunan yedek benzin regülatörü. Sol yan grenajın ardında, siyah yuvarlak bir kapağın altında korunmakta. Ancak bu tür yıkamaların zarar verebilme ihtimali en yüksek noktası burası. Değiştirmek zorunda kalırsanız bedeli 150 Euro civarında. Motor çalışıp aniden kendi kendine rölantinin azalması ve sonunda stop etme (2-3 sn içinde) bu arızanın belirtisi. Parça tamiri söz konusu değil, değişim şart. Uzun yolculuklarda bu parçanın taşınması şart.

Çok şükür böyle bir tatsız tecrübe yaşamadık ama dikkatli olmak lazım.


Mehmet Sevig
BMW 1200 GS

İznik Çamoluk Köyü






İznik Çamoluk Köyü

Geçen yazımda Güney Marmara kıyısındaki Trilye’yi konu etmiştim. Trilye’yi geride bıraktıktan sonra gidonumuzu doğuya doğru kırıyoruz, istikametimiz birçok medeniyetin izlerini taşıyan İznik’in tepelerindeki Çamoluk Köyü…

İznik fikri “kafamızı dinlemeye nereye gitsek?” diye düşünürken internette Salıcıevi’ni bulmamla ortaya çıktı. Fotoğraftaki kulübeyi görünce “tamam” dedim, “işte aradığım konfor bu” :))








Trilye’den İznik’e ulaşmak için kıyı boyunca doğuya ilerleyerek Mudanya, Kurşunlu’yu geçin, Bursa otoyoluna çıkın, Gemlik’i geçip Karsak kavşağındaki İznik tabelasından sapın. Göl kenarındaki bu yol rahat ve manzaralı bir sürüş sunuyor. Gaz açmak isteyenler bu yolda atraksiyona girebilirler ama yine de ne demiş atalarımız: “fazla hız öldürür”. Göl boyunca açık tesis bulmak sorun olabilir (özellikle sonbaharda), bu nedenle termosunuzu ve çay/kahvenizi eksik etmeyin derim.

Bizim bu gezideki hedefimiz dere tepe düz gitmek olduğu için İznik’i gezmek yerine şehrin girişindeki tarihi kapılardan ayrılıp Çamdibi istikametine doğru ilerledik. Az ileride Çiçekli sapağından girerek tepelere doğru tırmandık. Bu yol çok hoş manzaralar sunuyor ancak her fotoğraflık manzarada motoru durdurup inmek, kaskı & eldivenleri çıkarmak, çantadan makineyi çıkarmak ve sonra bu işlemleri tersten tekrarlamak bir süre sonra “aman ne uğraşıcam, hava da soğuk zaten” dedirtebiliyor. Üstelik kalabalık bir motor grubuysa bu duraklamalar daha da rahatsız edici olabilir. Ama yol arkadaşı insanın sevgilisi ise yapacak şey yok tabi…

Bu dağ yolu kıvrılarak köylerin arasından geçiyor, bir süre sonra medeniyetten iyice koptuğumuz bir noktada kulübeleri gördük: tam hayal ettiğim gibi ıssızlığın ortasında, yaşasın!

Kasım ayında hava erken karardığı ve hatırı sayılır bir rüzgar olduğu için kulübenin zevkini çıkarmaya karar verdik. Önce şömine yakıldı sonra çay demlendi, sonra ev sahibimiz bizlere akşam yemeği için sucuk ve taş fırın ekmeği almak için İznik’e indi. Bu arada çantamızda getirdiğimiz kestaneleri ve sıcak şarabı da unutmamak gerek. Medeniyetten kopmaya hevesliyseniz her türlü donanımı bulundurmak gerekiyor haliyle…

Ortam yürüyüş yapmak için gayet elverişli ancak biz rüzgarın uğultusu ve soğuktan dışarı çıkmaya fırsat bulamadık. Hatta diğer kulübe sakinleriyle sosyalleşemedik bile, eminim baharda çok daha güzel oluyordur.

Ertesi gün dönüşte ev sahibinin yönlendirmesiyle geldiğimiz yolun ters istikametinde devam ettik ve birkaç dakika sonra İznik Gölü olanca güzelliği ile karşımıza çıktı. İnişte yine köylerin arasından geçerek İznik’e vardık.

İznik’ten İstanbul’a ulaşmanın iki yolu var:

Boyalıca’dan sapıp köy yollarından Karamürsel yönünde ilerlemek, sahile varınca Yalova tarafına dönerek Topçular-Eskihisar arabalı vapurunu kullanmak.

İznik’ten Orhangazi yönüne devam ederek gölün kuzey kıyısı boyunca ilerlemek ve Orhangazi’den Yalova’ya ulaşıp Pendik deniz otobüsünü kullanmak.

Biz ilk yoldan döndük, bu yolun son kısmı virajlı ve bozuk, “tek rakibim THY” diyenlere 2. yolu öneririm.

Bu gezimizde İznik’in tarihi güzelliklerini inceleyecek, yayın balığı yiyecek ve çinileri görecek vaktimiz olmadı, darısı bir dahaki gezimizin başına!

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın
İlgen Ertur