Thursday, 30 April 2009

Öğrenmenin yaşı yoktur - EMOK Kırka Festivali





Emok’un düzenlediği motosiklet festivallerinin beşincisi 2006 yılında Eskişehir-Kırka bölgesinde yapılıyordu. Emok’un festivaller hakkında her zaman üzerine basarak dile getirdiği özellikler Kırka festivali için de geçerliydi: “Şehir merkezlerinden uzak, az gidilen ve ulaşımı kolay”. Aslında bu festivale katılmamızı sağlayan itici güç 3-5 motor beraber yol yapma fırsatının dışında bu üç anahtar kelime olmuştu: “uzak, az ve kolay”!

Gurupça aldığımız Cuma akşamı yola çıkma planına uygun olarak Perşembe akşamından çantamı, çadırımı ve Carrefour’dan son anda alelacele aldığım uyku tulumumu hazırlarken üzerimdeki t-shirt’ün terden sırılsıklam olduğunu hatırlıyorum. Çok sıcak bir Haziran akşamıydı ve ben az bagaj taşımak amacıyla uyku tulumunu almamayı planlıyor, “gece çadırda üzerime bir pike alıp yatarım” diye düşünüyordum. Motorda boş yer kalınca son anda tedbir olarak uyku tulumunu da koydum.

Ertesi gün mesai sonrası saat 18:00’de üç motor – Yamaha FZ6 Fazer, Honda XL650 Transalp, Sym GTS 250 – yola çıktık. Rotamız Yalova üzerinden Bilecik, Eskişehir ve Kırka şeklinde olacaktı. Yalova’ya feribot ile geçtik ve oradan çok güzel bir havada rotamız boyunca ilerlemeye başladık. Tabi o zamanlar hepimiz biraz acemi olduğumuzdan hiçbirimizde telsiz, bluetooth vs. yoktu, el-kol hareketleri ile anlaşmaya çalışıyorduk, birisi durmak istediğinde hızlanıp gurubun en önüne geçiyor diğerlerini durdurmaya çalışıyordu.

Güneş batıp hava serinleyene kadar her şey olağan seyrinde devam etti. Fakat güneş battıktan sonra yolculuk bir anda keyif verici olmaktan çıkıp eziyete dönüşmeye başladı. Dediğim gibi acemiydik ve Haziran sıcağına aldanıp çok ince giyinmiştik. Benim montumun içinde uzun kollu bir t-shirt vardı o kadar, altımda da kot pantolon. Bilecik dağlarına tırmanırken önümüzdeki muhteşem dolunay manzarasına rağmen soğuktan donarak yola devam ediyorduk. Hatta kamyonları sollarken çıkan egzost gazlarının sıcaklığı ile bir süre ısınıp ondan sonra sollamaya devam ettiğimi hatırlıyorum.

Eskişehir’e kadar olan yolu “bu bana iyi bir ders oldu” düşüncesi ile bitirirken hemen ardından ders alınacak bir konu daha önümüze seriliverdi: “Gideceğin rotayı iyi ve ne zaman varacağını yola çıkmadan ve doğru belirle”. Yola çıkmadan sadece İstanbul-Eskişehir arası rotamızı planlamış ve yaklaşık 4-5 saate Eskişehir’e varırız diye düşünmüştük. Molalar ile birlikte Eskişehir’e vardığımızda yola çıkalı 6 saat olmuştu ve saatler 12:00’yi gösteriyordu. Bizim ise gidecek daha 150 km yolumuz vardı !

Yorulmuş ve üşümüş bir şekilde Eskişehir’den Kırka’ya doğru yola çıktık. Soğuktan korunmak ve motorun sıcaklığından maksimum seviyede yararlanmak amacıyla neredeyse motora sarılmış bir vaziyette Kırka’ya yaklaşırken yolculuktaki son darbeyi de bize Devlet Karayolları vurdu. Yeni yapılan ve üzerine sadece mıcır dökülmüş bir yola girdik. Fazer’in asfalt için üretilmiş lastikleri üzerinde dans ederek son 30-40 km’yi saatte max 50 km/h hızla bitirdik. Yolun sonlarına doğru üşümekten ve yorgunluktan öyle bir vaziyetteydim ki bir sağ virajı almak için motoru yatıracak gücüm bile kalmamıştı, virajı sola doğru çok geniş aldım. Nasıl olduysa karşıdan gelen otobüs ile kucaklaşmaktan kıl payı kurtularak ve yorgun motor kullanmak ile ilgili okuduğum tüm kuralları ihlal ettiğimi düşünerek moral bozukluğu ile yoluma devam ettim. Bu konuda acı bir ders almaktan son anda kurtulmuştum.

Son birkaç kilometrede sağolsun Jandarma devriyesi arkadaşlar bize yol gösterdiler ve motor park alanına sağ salim kapağı attık. Kamp yerine vardığımıza saat sabahın üçü olmuştu. Motorları güvenle park edip kilitledikten sonra hepimiz çadırlarımızı kurmaya giriştik. Amacımız bir an önce uyumak ve ertesi güne iyi başlamak için uykumuzu almaya çalışmaktı. Bu arada Kırka, rakımı ve hava durumu ile bize küçük bir ders daha verdi : “Gideceğin yerin rakımını ve dolayısıyla hava durumunu mutlaka önceden kontrol et”. Haziran sonu Temmuz başı olmasına rağmen yüksek rakım nedeniyle bölgedeki sıcaklık yaklaşık 3-4 dereceydi. Ben bir yandan çadırımı kurmaya çalışırken bir yandan da “iyi ki uyku tulumunu getirmişim” diye düşünüyordum.

Saat 03:30 – 04:00 gibiydi tam hatırlamıyorum ama Kırka yolculuğunun bana verdiği son dersi çok iyi hatırlıyorum: Çadırımı kurup kendimi içeri atmıştım. Üzerimdekileri çıkarıp bir an önce ısınmak için uyku tulumuna daldım ve acı gerçek ile karşılaştım: Bir gün önce alelacele Carrefour’dan aldığım uyku tulumu çocuk boy idi ve benim ancak göğsüme geliyordu ! Yapacak birşey yoktu, tekrar giyinebildiğim kadar kalın giyindim ve uyku tulumunu battaniye gibi kullanarak sabaha kadar 1-2 saat kestirebildim...

Ertesi gün festival alanının güzelliği, aktiviteler, yakın çevredeki peri bacaları ve İznik Gölü üzerinden yaptığımız dönüş yolculuğu bize bir gece önceki yolcuğun kötü anılarını unutturdu ama öğrenilen dersler sanıyorum hiçbirimizin aklından kolay kolay çıkmayacak.
Ediz Aksoy
BMW 1200GS
Yamaha DT 125R

No comments:

Post a Comment