Ne istediğini bilememek, imkansızı istemek...
İlk motosikletim lacivert bir Yamaha DT 125 RE’ydi. Elektrik start’ı da olan, hafif, 2 zamalı çok güzel bir cross motosikletti. Uzun zaman sonra elime geçen bir kaç fotoğrafı ise şunlardı;
İlk motosikletim lacivert bir Yamaha DT 125 RE’ydi. Elektrik start’ı da olan, hafif, 2 zamalı çok güzel bir cross motosikletti. Uzun zaman sonra elime geçen bir kaç fotoğrafı ise şunlardı;
Neyse, sonunda motorumu sattım.. Aradan seneler geçti...Bir gün sahibinden.com da şöyle bir ilan gördüm;
Bu 10 sene sonra canım motorumun son haliydi...
Neyse içimde hep bir burukluk olarak kaldı bu ilk motosikletim. İkinci bir burukluk ise bu motosiklet ile hiç cross yapmayışım oldu.
Canım cross motoru hiç alışkın olmadığı ve sevmediği asfaltta kullandım... Aslında bundan ikimizde çok memnun olmadık.
Eski motorumun, hafifliği, pratikliği ve (her ne kadar ben hiç girmesem de) arazi kabiliyeti beni hep etkiledi...
Bir gün internette motorsiklet fotoğraflarına bakarken bir gün şöyle bir motor gördüm;
Eski motorumun, hafifliği, pratikliği ve (her ne kadar ben hiç girmesem de) arazi kabiliyeti beni hep etkiledi...
Bir gün internette motorsiklet fotoğraflarına bakarken bir gün şöyle bir motor gördüm;
Honda Street Scrambler SL 350 - 1971Ve araştırmaya başladım..
Bu motorsiklet daha çok Amerika, Avusturalya ve Uzakdoğu’da satılmış bir motorsikletti. 350cc. hacminde bir “Street Scrambler” ‘dı. Yani bir “sokak tırmanıcısı”.. Hafif, çevik ve yeterince güçlü. 1970’li yıllarda elektrik start’lıyken, 1971 yılında yapılan radikal bir değişimle kick start’lı hale dönüyor ve hafifliği artarak arazi kabiliyeti de arttıtılmaya çalışılıyordu. O dönemde ki bir çok eski otomobil gibi çift renkli deposu, retro havasını perçinliyordu.
Bu motorsikletleri bu gün severek bindiğimiz “enduro –cross” sınıfının atası olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bu çok sevdiğim motor aslında tam müzelik bir “az bulunurdu”. İnternette küçük bir araştırma sonucunda yahoogroups’ta bu motrun sevdalılarının üyesi olduğu bir gruba üye oldum.
Amacım bu motordan bir adet “elde etmekti”..Bu motorun az kullanılmış veya komple restore edilmiş aşağıda ki fotoğraflardaki gibi “temizleri” 5.000 USD’den alıcı bekliyordu.
Bu motorsiklet daha çok Amerika, Avusturalya ve Uzakdoğu’da satılmış bir motorsikletti. 350cc. hacminde bir “Street Scrambler” ‘dı. Yani bir “sokak tırmanıcısı”.. Hafif, çevik ve yeterince güçlü. 1970’li yıllarda elektrik start’lıyken, 1971 yılında yapılan radikal bir değişimle kick start’lı hale dönüyor ve hafifliği artarak arazi kabiliyeti de arttıtılmaya çalışılıyordu. O dönemde ki bir çok eski otomobil gibi çift renkli deposu, retro havasını perçinliyordu.
Bu motorsikletleri bu gün severek bindiğimiz “enduro –cross” sınıfının atası olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bu çok sevdiğim motor aslında tam müzelik bir “az bulunurdu”. İnternette küçük bir araştırma sonucunda yahoogroups’ta bu motrun sevdalılarının üyesi olduğu bir gruba üye oldum.
Amacım bu motordan bir adet “elde etmekti”..Bu motorun az kullanılmış veya komple restore edilmiş aşağıda ki fotoğraflardaki gibi “temizleri” 5.000 USD’den alıcı bekliyordu.


Ya da sağda solda çiftliklerde kalmış hurda durumda olanları alıp restore etmek lazımdı. Yalnız küçük bir sorun vardı. Bu hurda durumdakiler Tazmanya’daydı.. Evet yanlış okumadınız Tazmanya’da bir çiftlikte 2 adet hurda durumda 1971 model 350 SL vardı. Ancak süper loto bana çıkmadığı için bu hayalimden vazgeçmem çok zamanımı almadı...
Peki bu motorlardan birine sahip olmam için başka ne yapmam lazımdı?? Türkiye’de kesinlikle yoktu...
O zaman çare bu motorun replikasını yapmaktı... Ben de bu fikir üzerinde çalışmaya başladım.
İlk aklıma gelen şasisi ve arka süspansiyonun bu işe uygun olmasıydı.

Fotoğrafta gördüğünüz sistem, “çift salıncak” sistemidir
Bu replika motorsiklet projesinde aşağıda ki kriterler gözetilmeliydi;
- Taban olarak kullanacağım motorsiklet çift salıncaklı olmalıydı
- Ucuz olmalı ve yedek parçası kolay temin edilebilmeliydi
- Hem kick start hem de elektrik start olması kesinlikle bir avantajdı
- Wheelbase yani teker açıklığı mesafesi aynı veya yakın olmalıydı. (dikkat kısa olması bir sakınca değil uzatılabilir ancak uzun olursa kısaltmak daha zordur, motoru sığdırmakta zorlanırsınız)
Replika proje adaylarım arasında iki adet motor vardı.
Biri bu
Yamaha YBR 125Diğeri ise bu Kawasaki ER-5
Yamaha YBR 125 kolay bulunur, ucuz yedek parçası ve kick start avantajı ile öne çıkıyordu.Kawasaki ER-5 ise güçlü motoru daha uzun wheelbase’ı (1290mm’lik YBR teker açıklığına karşı ile Er5’in 1430mm teker açıklığı) ile rekabetini güçlü tutmaya çalışıyordu.
Bu arada Honda sl350’nin wheelbase’nin 1385mm. olduğunu da söylemiş olayım.. Yani ER-5’ten replika yapmak teknik olarak biraz daha zor olabilir. Ya da wheelbase’i fazla değiştirmeden daha “uzun” bir motorsiklet ortaya çıkar.
Peki ne yapmak lazımdı? Hangisini seçmek doğruydu??
Tam bunları düşünürken, restorasyon – replikasyon ve motorsiklet projelendirme ile ilgili çok önemli bir kuralı daha öğrendim. Projeler sonbaharda başlamalı ve ilkbahar’da bitmeli..
Yoksa yazın en güzel günlerini tamirhanede- atölyede harcarsınız ...
Derken geçtiğimiz haftasonlarından birisinde, Ediz Aksoy’un cross Yamaha DT 125’ine binme imkanı buldum. Motora binmeden, garajda çektiğim fotoğraflar bunlardır;


Ediz’in Göktürk’te ki evinin garajından, orman’a kadar gidilmesi gereken 5 km. Kadar bir yol var. Bu yol bozuk asfalt ve stabilize orman yolu. Ormana daha yakınlaştıkça başlayan stabilize orman yolunda DT 125’in dişli lastikleri benim asıl evim burası der gibi yol tutmaya başlıyor ve önümde bana yolu gösteren Ediz’in kullandığı BMW GS 1200’e bıyık altından gülüyordu. Aynı manidar gülüş, bana da “üzerimde beni adam gibi kullanan biri olsa bu GS’i de eker geçerim ben bu yollarda” anlamındaydı.
Neyse orman yolunun sonunda ki göle giden patikada yol iyice kötüleşmeye başladı. Bu kötüleşen yol DT 125 için hala bir yol, ama 1200GS için artık “macera” olmaya başlamıştı.
Yorgunluğumuzu da hesaba katarak geri döndük.
Ama bu kısacık yolculuk bana şunları düşündürmeye başladı;
- Bir motor alıp replikasını yapacağım diye canımı çıkartmaya değer mi?
- Bir cross alıp tadını çıkartsam daha mı iyi ederim?
- Replika motorumun son kullanıcısı ben olur muyum?
- Orman yolunda ne kadar gidebilirim?
- Acaba hiç kasmasam da bir cross alsam ve işi bitirsem mi???
Cevapları gelecek sayıda ki yazımda.....
Mehmet Sevig the “Hesitant Scrambler” (BMW 1200GS)
No comments:
Post a Comment